Melanie Klein (1955)
Çeviren:Burçin Alsancak Sönmez

Bu kitaba¹ giriş olarak oyun tekniğiyle ilgili bir makaleyi sunmada beni harekete geçiren hem çocuklarla hem de yetişkinlerle olan çalışmalarımın ve tüm psikanalitik teoriye olan katkılarımın küçük çocuklarla geliştirdiğim oyun tekniklerinden ortaya çıktığını düşünmemdir. Burada ifade ettiğim son çalışmam oyun tekniğinin doğrudan uygulaması olmaktan ziyade, erken gelişimle, bilinçdışı süreçlerle ve bilinçdışına yaklaşılabilen yorumların doğasıyla ilgili kazandığım içgörüdür. Daha büyük çocuklar ve yetişkinlerle yaptığım çalışmalara bu içgörünün geniş kapsamlı bir etkisi vardır.

İşte bu nedenden ötürü, çalışmamın; psikanalitik oyun tekniğinden gelişmesinin basamaklarını ana hatları ile kısaca çizmeliyim. Ancak bunu yaparken bulguların bütün bir özetini vermeye kalkışmamalıyım. 1919 yılında ilk vakama başladığımda, özellikle Dr Hug Hellmuth (1921) çocuklarla bazı psikanalitik çalışmalar yapmıştı. Araç olarak resmi ve ara sırada oyunu kullanmasına rağmen belirli bir teknik geliştirmeyen Hug Hellmuth altı yaşın altındaki çocuklarla psikanalize girişmemiştir.

Çalışmaya başladığım sıralarda yorumların tedbirli bir şekilde yapılmasıyla ilgili yaygın bir kanı vardı. Birkaç istisna haricinde psikanalistler, çocukta bilinçdışının derin katmanlarını incelemediler 
– bu tarzda bir araştırmanın çocuk için potansiyel olarak tehlikeli 
olabileceği düşünüldü. Bu ihtiyatlı bakış bundan sonraki yıllarda da psikanalizin yalnızca gizil dönemden sonraki çocuklar için uygun olduğu gerçeğini yansıtmaktadır.

İlk hastam beş yaşında bir erkek çocuğuydu. İlk yayınlarımda³ ondan ‘Fritz’ olarak bahsetmiştim. Annenin tutumunu etkilemenin başlangıç için yeterli olduğunu düşündüm.

1 New Directions in Psychoanalysis (Psikanalizde Yeni Yönelimler)
2 Bu ilk yaklaşımın tanımı Anna Freud’un The Psycho-analytical Treatment of Children (Çocukların Psikanalitik Tedavisi) (1927) adlı kitabında verilmiştir. 
3 ‘The development of a child’(Çocuğun Gelişimi) (1923);’The role of the School in the Libidinal Development of the Child’ (Çocuğun Libidinal Gelişiminde Okulun Rolü ) (1924);’Early Analysis’(İlk Analiz) (1926).

Konuşulmamış ancak açıkça zihninin gerisinde olan ve zihinsel gelişimini engelleyen bir çok soruyu özgürce tartışabilmesi konusunda çocuğunu desteklemesini önerdim. Bunun iyi bir etkisi olmasına rağmen, nevrotik zorlukları yeterince azalmadığından çok geçmeden onu psikanalize almam gerektiğine karar verdim. Bunu yaparken şimdiye kadar saptanan bazı kurallardan saptım. Çocuğun bana sunduklarından en acil olduğunu düşündüğümü yorumlarken, ilgimin onun anksiyetelerine ve bunların arkasındaki savunmalara odaklandığını keşfettim. Bu yeni yaklaşım beni kısa zamanda ciddi problemlerle karşı karşıya bıraktı. Bu ilk vakayı analiz ederken karşılaştığım anksiyeteler çok şiddetliydi. Her ne kadar yorumlarımla birlikte bu anksiyetenin tekrar tekrar azaldığını gördüğümde doğru çizgilerde çalıştığım inancıyla kendimi güçlü hissetsem de, zaman zaman açığa çıkarılan yeni anksiyetelerin yoğunluğu beni endişelendiriyordu. Bu durumlardan birinde Dr. Karl Abraham ‘dan tavsiye aldığımda, beni yanıtlarken şimdiye kadar yaptığım yorumlar çare olduğuna ve analizde açıkça ilerlediğine göre yöntemimi değiştirmeye gerek görmediğini ifade etti. Bu destekten dolayı cesaretlendiğimi hissettim ve sonraki birkaç günde çocuğun artık son noktaya gelmiş olan anksiyetesi büyük bir ölçüde azaldı ve daha başka düzelmelere de yol açtı. Bu analiz sayesinde edindiğim inanç, analitik çalışmanın bütün seyrini güçlü bir şekilde etkiledi.

Tedavi çocuğun kendi evinde kendi oyuncaklarıyla yapıldı. Baştan itibaren çocuk oyun içinde fantazilerini ve anksiyetelerini ifade ettikçe ve ben de tutarlı bir şekilde kendisine bunları yorumladıkça oyununda başka malzemeler de ortaya çıkıyordu, işte bu yüzden bu analiz psikanalitik oyun tekniğinin başlangıcıydı. Söylemek istediğim bu hastayla tekniğimin bir özelliği haline gelen yorum yöntemini kullandığımdır. Bu yöntem psikanalizin temel prensibine-serbest çağrışıma benzer. Çocuğun hem kelimelerini, hem de oyuncaklarla olan etkinliklerini yorumladığımda, yetişkinin çoğunlukla kelimelerle ifade ettiği bu temel prensibi, bütün davranışlarını oyunla ve değişik etkinliklerle ortaya koyan çocuğun zihnine tatbik ediyor oluyordum. Bunlardan başka Freud tarafından tespit edilen ve başlangıçta temel olarak baktığım iki ilke de beni yönlendirdi. Bunlar; psikanalitik yöntemin temel bakışının bilinçdışını keşfetmek ve aktarım analizinin bu amaca ulaşmada bir araç olmasıdır.

1920 ile 1923 yıllarında diğer çocuk vakalarıyla daha da deneyim kazanmama rağmen, oyun tekniğinin gelişimine kesin bir adım atma 1923 yılında psikanalize aldığım iki yaş dokuz aylık bir çocuğun tedavisiyle oldu.

Bu vakanın bazı detaylarına Çocukların Psikanalizi¹ adlı kitabımda ‘Rita‘ ismiyle değindim. Rita gece terörü ve hayvan fobisi şikayetleri olan bir çocuktu. Annesine karşı ikilemli duygular yaşamasına rağmen annesine yapıştığında da zorlukla yalnız kalabiliyordu. Belirgin obsesyonel nevrozu vardı ve bazı zamanlar çok depresifti. Oyun oynayışı çekingendi ve hayal kırıklıklarına tahammülsüzlüğü yetiştirilmesini gittikçe zorlaştırıyordu. Bu kadar küçük bir çocuğun analizi tamamen yeni bir tecrübe olduğundan nasıl ele alacağım konusunda çok kuşkuluydum. İlk seans bu şüphelerimi doğruladı. Odasında benimle tek başına bırakıldığında negatif aktarım olarak aldığım sinyaller verdi: anksiyeteli ve sessizdi, çok geçmeden bahçeye çıkmak için izin istedi. Kabul edip onunla birlikte giderken bu durumu bir başarısızlık işareti olarak gören annesinin ve teyzesinin bakışlarının üzerimizde olduğunu ekleyebilirim. On onbeş dakika sonra odasına döndüğümüzde Rita’nın bana karşı neredeyse arkadaşça davranması onları şaşırtmıştı. Değişimin açıklamasıysa, dışarıda olduğumuz sürece negatif aktarımını ona yorumlamamdı (bu yine alışılmış pratiğe karşıydı). İfade ettiği birkaç şeyden ve açık alanda olduğumuz süre içinde daha az korktuğu gerçeğinden yola çıkarak benimle odada tek başına kaldığında ona bir şeyler yapabileceğimden korktuğu sonucuna varıp, gece terörlerine gönderme yaparak benim zarar veren bir yabancı olmamla ilgili şüphelerini geceleri tek başına kaldığında kötü bir kadının ona saldırmasından korkması ile ilişkilendirerek yorumladım. Bu yorumdan birkaç dakika sonra odasına dönmemizi önerdim ve o hemen kabul etti. Bahsettiğim gibi Rita’nın oyundaki çekingenliği belirgindi ve başlamak için bebeğini obsesyonel bir şekilde giydirip, elbiselerini çıkarmak haricinde bir şey yapmıyordu. Çok geçmeden obsesyonlarının altındaki anksiyetelerini anlayıp yorumladım. Bu vaka, çocuk psikanalizinde ön şart olarak gördüğüm, fantazilerin, duyguların, anksiyetelerin ve oyunla ifade edilen deneyimlerin ya da çocuk oyun faaliyetlerinde çekingense bu çekingenliğin nedenlerinin anlaşılıp yorumlanması hakkındaki inancımı güçlendirdi.

Fritz ile olduğu gibi bu analizde çocuğun kendi evinde ve kendi oyuncaklarıyla yapıldı. Ancak birkaç ay süren bu tedavide psikanalizin çocuğun evinde yapılmaması gerektiği sonucuna vardım. Her ne kadar yardıma çok ihtiyacı olsa da ve ebeveynleri benim psikanalizi denememe karar verseler de, annesinin bana karşı olan tavrı çok ikilemliydi ve tedavi sırasındaki atmosfer de bütünüyle düşmancaydı.

1 Bkz. Rickman’ın ‘On The Bringing up of Children’(Çocukların Yetiştirilmesi Üzerine) (1936) ve ‘The Oedipus Complex İn The Light Of Early Anxieties’(İlk Anksiyetelerin Işığında Oedipus Kompleksi) (1945).

Daha da önemlisi, -psikanalizin belkemiği olduğunu düşündüğüm- aktarım durumunun oluşturulup muhafaza edilmesi için, hastanın muayene veya oyun odasını hatta tüm analizi alıştığı ev hayatından farklı olarak hissetmesi gerektiğini anladım. Ancak bu şartlar altında, çocuk, alışılmış olanla uyuşmayan ve şimdiye kadar öğretilenlerle zıt düşen düşüncelerini, duygularını ve arzularını deneyimleyip, ifade etmeye karşı olan dirençleriyle baş edebilir.

1923 yılında da yedi yaşındaki bir kız çocuğunun psikanalizinde daha anlamlı gözlemlerde bulundum. Nevrotik zorlukları görünürde pek ciddi değildi ama ebeveynleri belli bir süre onun zeka gelişimiyle ilgilenmişlerdi. Yeterince akıllı olmasına rağmen kendi yaş grubundan geri kalıyor, okulu sevmiyor ve bazen de aylaklık yapıyordu. Annesiyle güven ve sevgi dolu olan ilişkisi okula başladıktan sonra değişmiş, çocuk sıkılgan ve sessiz biri haline gelmişti. Fazla ilişkiye giremeden birkaç seans yaptık. Okuldan hoşlanmadığı iyice açığa çıktı ve hem okul hakkında çekinerek söylediklerinden, hem de başka söylemlerden, bazı malzemeleri ortaya çıkaracak birkaç yorum yaptığımda, daha fazla ileriye gitmemem gerektiği izlenimini edindim. Bir seansta tepkisiz olduğunu ve geri çekildiğini düşündüğümde kısa bir süre içinde döneceğimi söyleyerek kendi çocuklarımın odasına gittim ve birkaç oyuncak, arabalar, küçük figürler, birkaç tahta blok ve bir tren alıp onları kutuya koyup getirdim. Resimle yada başka bir etkinlikle ilgilenmemesine rağmen küçük oyuncaklarla oynamaya başladı. Daha önceden bahsedildiğini duyduğum okulundan bir erkek çocuğunu ve kendisini, oyuncaklarla temsil ettiğini bu oyun sayesinde anladım. İkisinin davranışlarında sır olan bir şey vardı ve diğer oyuncak figürler müdahale ettikleri ya da izledikleri için kızılıp kenara konmuşlardı. İki oyuncağın etkinlikleri yere düşmek ya da arabalarla çarpışmak şeklinde felaketlere yol açıyordu. Tekrarlandıkça da anksiyete tırmanıyordu. Bu noktada, oyununun detaylarına dayanarak, kendisi ve arkadaşı arasında cinsel bir faaliyet olmuş gibi gözüktüğünü ve bunun anlaşılmasının kendisini çok korkuttuğundan, diğerlerine karşı şüpheyle yaklaştığı şeklinde bir yorum yaptım. Oyun oynarken anksiyeteli olduğunu ve oyununu durdurmak gereken bir noktaya geldiğimizi belirttim. Ona okulu sevmediğini hatırlatarak bu durumun, belki de öğretmeninin okul arkadaşıyla arasında geçenleri anlayacağı korkusuyla ilgili olabileceğini ifade ettim. Tüm bunlardan ürkmüştü ve annesine güvenmiyordu. Şimdi de benim için aynı duyguları hissedebilirdi. Bu yorumun çocuk üzerindeki etkisi çarpıcıydı:anksiyetesi ve güvensizliği önce artmasına rağmen, kısa zamanda açık bir rahatlamaya yol açtı. Yüzünün ifadesi değişti. Her ne kadar yaptığım yorumları ne kabul, ne de reddediyorsa da sonradan hem oyununda, hem de konuşmalarında yeni malzeme getirerek ve de daha özgürce davranarak bana katıldığını gösterdi. Ayrıca tavırları daha arkadaşça ve daha az şüpheciydi. Pozitif aktarımın arkasından tabi ki tekrar tekrar negatif aktarımlar geldi ancak bu seanstan sonra analiz iyi ilerledi. Ailesiyle, özelliklede annesiyle ilişkileri düzeldi, okula karşı isteksizliği azaldı ve dersleriyle daha çok ilgilenmeye başladı. Ancak temeli derin anksiyetelere dayanan öğrenmeyle ilgili ketlenmesi, tedavisi sırasında kademeli olarak çözülebildi.

II

İlk başta getirdiğim ve hasta çocukların analizinde kullandığım kutudaki oyuncakların bu kızın analizinde de önemli olduklarını kanıtladım. Hem bu deneyim, hem de diğerleri hangi oyuncakların psikanalitik oyun tekniği¹ için daha uygun olduğuna karar vermemde yardımcı oldular. Küçük figürlerin bulunmasının önemli olduğunu buldum çünkü sayıları ve çeşitleri çocuğun geniş çaptaki fantezilerini ve deneyimlerini ifade etmesine imkan veriyordu. Bu amaç için, oyuncakların mekanik olmaması ve insan figürlerinin yalnızca renk ve büyüklüklerinin farklı olması ve belirli bir mesleği belirtmemesi gerekiyordu. Basit olmaları çocuğun onları oyunda ortaya çıkan malzemeye göre farklı farklı durumlarda kullanmasını kolaylaştırıyordu. Farklı deneyimleri ve fantazileri ya da gerçek durumları ardı ardına sunması zihninin nasıl işlediğiyle ilgili daha tutarlı bir resme ulaşmamızı olası kılıyordu.

Oyuncaklar gibi oyun odasındaki donanımlar da basitti. Psikanaliz² için gerekli olanların haricinde bir şey içermiyordu. Her bir çocuğun oynadıkları ayrı kilitli bir çekmecede saklanıyor ve böylece oyuncaklarını ve onlarla oynadığı oyununu biliyordu. Bu yetişkinin serbest çağrışımlarının kendisi ve analisti arasında kaldığını bilmesine eşittir. Yukarda bahsedilen küçük kıza getirdiğim kutudaki oyuncaklar, analist ve hasta arasındaki özel ve mahrem ilişkinin parçası ve psikanalitik aktarım durumunun özelliği olup, bireysel bir çekmecedeki oyuncakların modelini meydana getirirler.

1 Bunlar: tahtadan erkek ve kadın, genellikle iki büyüklükte, arabalar, el arabası, salıncaklar, trenler, uçaklar, hayvanlar, ağaçlar, tahtalar, evler, çitler, kağıt, makas, bıçak, kurşunkalemler, tebeşirler veya boyalar, yapıştırıcı, toplar ve misketler, şekil verilebilen hamurlar ve ip. 
2 Yıkanabilir bir zemin, akan su, bir masa, birkaç sandalye, küçük bir kanape, birkaç yastık ve çekmeceli dolap.

Psikanalitik tekniğin tümüyle benim seçtiğim belirli oyuncaklarla yapılmasının gerekli olduğunu önermiyorum. Herhangi bir durumda çocuğun sıklıkla oyuncaklarını kendiliğinden getirip onlarla oynaması analitik çalışmanın gidişatına dahil olur. Ancak ben, analist tarafından sağlanan oyuncakların tanımladığım şekilde, yani, basit ve küçük olup, mekanik olmaması gerektiğine inanıyorum.

Oyuncaklar oyun analizi için mutlak gereksinim değildir. Birçok çocuk aktivitesi olabilir;bir iki tas, su bardağı ve kaşıktan oluşan su havuzunda olduğu gibi. Çocuk genelde resim yapar, yazar, boyar, keser, oyuncakları tamir eder. Bazen hem kendine hem de analistine rol vererek, alışveriş oyunu, doktorculuk, okulla ilgili oyunlar ve anne ve çocuğu oynar. Bu oyunlarda çocuk sıklıkla yetişkinin yerine geçer, bu şekilde hem rolleri değiştirmeyle ilgili arzularını, hem de ebeveynleri ya da diğer otorite pozisyonunda olanların kendisine nasıl davrandığını, ya da – nasıl davranmaları gerektiğini gösterir. Bazen analist tarafından temsil edilen, çocuğuna karşı sadist bir şekilde davranan ebeveynin rolüne girerek saldırganlığını ve varolmakla ilgili kızgınlığını açığa vurur. Yorumlarla ilgili kurallar, fantaziler ister oyuncaklarla ister dramatizasyonla sunulsun yine de aynıdır. Kullanılan oyuncak ne olursa olsun tekniğin temelini oluşturan analitik ilkelerin uygulanması esastır. ¹

Çocuğun oyununda saldırganlık doğrudan veya dolaylı olarak farklı yollarla ifade edilir. Genelde bir oyuncak kırılır, eğer çocuk daha saldırgansa bıçakla veya makasla masaya veya tahta parçalarının üstüne saldırır; su veya boyalar etrafa sıçratılır ve oda savaş alanına döner. Çocuğun saldırganlığının meydana çıkmasına olanak sağlamak önemli olsa da daha önemli olan, neden özellikle aktarım durumunun bu anında yıkıcı dürtülerin ortaya çıktığına ve bunların çocuğun zihnindeki sonuçlarına dikkat etmektir. Çocuk küçük bir figürü kırdıktan kısa bir süre sonra suçluluk duyguları gelecektir. Bu suçluluk hem gerçekte oyuncağı kırmış olmanın suçluluğu hem de oyuncağın çocuğun bilinçdışında temsil ettiğine karşı duyulan suçluluk olduğundan yorum bu derindeki seviyelere de değinmelidir. Örneğin, küçük erkek kardeş ve kız kardeş, ya da ebeveyn. Bazen çocuğun analistine karşı olan hareketlerinden yalnızca suçluluk değil, ayrıca yıkıcı dürtülerinin sonucunda oluşan persekütif anksiyetesini ve misilleme korkusunu anlayabiliriz.

1 Yukarıda verilen örneklerdeki oyuncaklarla oyunlar ve oyunların tümü ‘The Psycho-Analysis of Children’(Çocukların Psikanalizi)’ adlı kitapta bulunabilir (özellikle II. , III. ve IV. , Bölümlerde). Ayrıca bkz. ’Personification in the Play of Children’(Çocukların Oyununda Canlandırma) (1929).

Çocuğa kendime yönelik fiziksel saldırıları müsamaha göstermeyeceğimi genelde belirtirim. Bu tavır hem psikanalisti hem de analizi korumak açısından önemlidir. Bu tür saldırganlıkların sınırları belirlenmezse muhtemelen yoğun suçluluk duygularını ve persekütif anksiyeteyi harekete geçirir ve bu şekilde tedavinin zorluklarına eklenmiş olur. Hangi yöntemle fiziksel saldırıyı engellediğimi sorduklarında, sanırım bunun cevabı benim çocuğun saldırgan fantazilerini bastırmadan, onları farklı şekillerle, hatta bana karşı sözel saldırılar olarak da sunmalarına fırsat vermemdendir. Çocuğun saldırganlıktaki motivasyonunu daha çok yorumlayabildikçe, durumu daha fazla kontrol altında tutmak mümkün oldu. Ancak bazı psikotik çocukların bana karşı olan saldırganlıklarından korunmak zor olabiliyordu.

III

Çocukların zarar verdikleri oyuncaklara karşı olan tutumlarının çok açıklayıcı olduğunu anladım. Kardeşini ya da ebeveynlerinden birini temsil eden oyuncağı genellikle kenara koyup ve belli bir süre için görmezden gelirler. Bu tutum saldırılan kişinin (oyuncakla temsil edilen)
misilleme yapabileceği ve tehlikeli olabileceğiyle ilgili yaşanan persekütif korkuya uygun olarak, zarar verilen oyuncağın artık sevilmediğini gösterir. Perseküsyon duygusunun şiddeti, verilen zararla canlanan suçluluk duygularını ve depresyonu gizler. Ya da suçluluk ve depresyon öyle güçlü olur ki perseküsyon duygularının kuvvetlenmesine yol açarlar. Bununla birlikte çocuk bir gün çekmecesinde kırılmış oyuncağını arayabilir. O zaman bazı önemli savunmaları analiz edip, persekütif anksiyeteleri azaltarak, suçluluk duyguları ve onarma konusunda deneyim kazanmasını sağlayabiliriz. Bu gerçekleştiğinde çocuğun, oyuncağın temsil ettiği kardeşiyle ilişkisindeki ya da tüm ilişkilerindeki değişiklikleri fark edebiliriz. Bu değişiklik bizim persekütif anksiyetenin azaldığıyla ilgili, izlenimimizi doğrular ve böylece aşırı anksiyeteyle bozulmuş olan onarma isteği ve sevgi hisleri ön plana çıkar. Başka bir çocukta ya da aynı çocukta analizin daha sonraki dönemlerinde suçluluk ve onarma isteği saldırganlık hareketinden hemen sonra gelir ve fantazide zarar verilen erkek veya kız kardeşe olan sevecenlik açıkça ortadadır. Bu değişiklikler kişiliğin oluşması, nesne ilişkileri ve zihinsel denge için önemli olsalar da fazla önemsenemezler.

Yorumlama çalışmasının temel parçasından biri, bir taraftan sevilen ve nefret edilenle mutluluk ve tatmin arasındaki, diğer taraftanda persekütif anksiyeteyle depresyon arasındaki düzensiz değişimlere ayak uydurmaktır. Yani analist hem çocuk bir oyuncağı kırdığında onaylamadığını göstermemeli, hem de oyuncağın tamir edilebileceğini söyleyerek saldırganlığını ifade etmesi için teşvik etmemelidir. Diğer bir deyişle, analist, çocuğun duygularını ve fantazilerini ortaya çıktıklarında deneyimlemesine olanak sağlamalıdır. Tekniğimin bir parçası olarak eğitsel veya ahlaki etkileri kullanmadığımdan, psikanalitik yöntem, kısaca hastanın düşüncelerini anlayıp içinde nelerin olup bittiğini ifade etmekten ibarettir.

Oyun faaliyetleriyle ifade edilebilen duygusal durumların çeşitliliği sınırsızdır: hayal kırıklığı ve reddedilme hisleri; anne babayı veya erkek ve kız kardeşleri kıskanma, bu kıskançlığa eşlik eden saldırganlık, bir oyun arkadaşına sahip olmaktan dolayı duyulan haz ve ebeveynlere karşı işbirliği yapma, yeni doğmuş ya da doğması beklenen bebeğe karşı olan sevgi ve nefret hisleri, bunu izleyen anksiyete, suçluluk ve onarma isteği. Çocuğun oyununda günlük hayatın gerçek deneyimlerinin ve detaylarının sıklıkla fantazilerle birbirine karıştığını görürüz. Bazen çok önemli gerçek olaylar ne oyuna ne de çağrışımlarına giremez ve bazen tüm vurgu açıkça daha önemsiz olayların üzerine yapılır. Ancak bu önemsiz olaylar duygularını ve fantazilerini harekete geçirdiklerinden onun için çok önemlidirler.


IV

Bir çok çocuk oyunda çekingen tutum sergiler. Bu ketlenme her zaman oyun oynamalarını tamamen engellemese de, kısa sürede faaliyetlerine engel olur. Örneğin çocuğun biri bana tek bir görüşme için getirilmişti (görünüşte ileriki bir tarihte analiz olabilirdi çünkü ebeveynleri onunla birlikte yurt dışına gidiyorlardı). Masanın üzerindeki oyuncaklarla oturup oynamaya başladığında kazalar, çarpışmalar oluyor ve ona karşı gelen oyuncaklar yere düşüyordu. Bu oyunlarla ilgilenilmesi gereken bir anksiyetesi olduğunu göstermesine rağmen, henüz bir tedavi söz konusu olmadığı için yorumlamaktan kaçındım. Birkaç dakika sonra sessizce iskemlesinden kaydı ve :’Bu kadar oyun yeter’ diyerek dışarı çıktı. Deneyimlerime dayanarak inanıyorum ki eğer tedavinin başında olsaydık ve oyuncaklara karşı olan hareketleriyle gösterdiği endişesini ve bana karşı olan negatif aktarımını yorumlasaydım anksiyetesini oyuna devam etmesini sağlayacak derecede çözümlemiş olacaktım.

Bundan sonraki evre oyunda inhibisyonun bazı nedenlerini göstermeme yardım etmiştir. Çocukların Psikanalizi adındaki kitapta Peter ismiyle tanımladığım, üç yaş dokuz aylık erkek çocuğu oldukça nevrotikti¹. Sorunlarından bahsedersek: oyun oynayamıyordu, herhangi bir hayal kırıklığına tahammülü yoktu, çekingen, hüzünlü, erkeksi tavırları olmayan, zaman zaman saldırgan, küstah, ailesine karşı ikilemli ve annesine çok bağlıydı. Annesi on sekiz aylıkken beraber yaptıkları bir yaz tatilinde ebeveynleriyle aynı odayı paylaşıp, aralarındaki cinsel ilişkiye şahit olduktan sonra Peter’ın iyice kötüye gittiğini ifade etti. Bu tatilde idare edilmesi iyice zorlaşan Peter kötü uyuyor ve de aylardır yapmadığı yatağını kirletmesi yeniden ortaya çıkıyordu. O zamana kadar serbestçe oynamasına rağmen tatilden sonra oyun oynamayı bırakmış ve oyuncaklara karşı yıkıcılığı başlamıştı. Onları kırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Kısa bir süre sonra erkek kardeşi doğduğunda tüm bu zorluklar daha da artmıştı.

İlk seansta Peter oynamaya başladı ve iki tane atı alıp birbirine çarptı, aynı hareketi başka oyuncaklarla da tekrarladı. Küçük bir erkek kardeşi olduğundan bahsetti. Çarptığı atların ve diğer şeylerin insanları temsil ettiğini söylediğimde bu yorumu önce reddetmesine rağmen sonra kabul etti. Tekrar atları birbirine çarptırıp onların uyumaya gittiklerini söyleyip tahta bloklarla sakladı ve ‘şimdi neredeyse öldüler;ve onları gömdüm’ dedi. Motorlu arabaları ardı ardına sıraladı; analizde bunların babanın penisini simgelediği daha sonra anlaşıldı, onları hareket ettirirken aniden öfkelendi ve odanın etrafına fırlatmaya başladı. Fırlatırken ‘Yılbaşı hediyelerimizi hemen paramparça ederiz, hiçbirini istemeyiz’ dedi. Oyuncakları parçalamak, bilinçaltında babasının cinsel organını parçalamanın yerine geçiyordu. Bu ilk saat boyunca birçok oyuncağı kırdı.

İkinci seansta Peter ilk saatteki oyuncakların bazısını, özellikle arabaları ve atları birbirine çarpıştırmayı ve küçük kardeşi hakkında konuşmayı tekrarladığında, anne ve babasının cinsel organlarının nasıl çarpıştıklarını bana gösterdiğini ve erkek kardeşinin bu çarpışmalar sonucunda ortaya çıktığı yorumunu yaptım (tabi ki cinsel organlar için onun kelimelerini kullanarak). Bu yorum daha fazla çalışılacak konuyu ortaya çıkarırken küçük kardeşiyle ve babasıyla olan ikilemli ilişkilerine de ışık tuttu. Oyuncak bir adamı tahta bir bloğun üzerine yatırıp ‘yatak’ ismini verdi. Daha sonra onu aşağıya fırlatarak ‘öldü ve bunun için yaptı’. dedi. Bundan sonra aynısını, önceden zarar verdiği iki oyuncak adamı seçerek yaptı.

1 1924 yılında analizi başlayan bu çocuk, oyun tekniğimin gelişmesine yardım eden diğer vakalardan biridir. 

İlk oyuncak adamın, annesinin yatağından atıp öldürmek istediği babasının yerine geçtiğini, diğer iki oyuncak adamında yine babası ve kendisi olduğunu ve babasının ona aynı şeyi yaptığı şeklinde yorumladım. İki bozulmuş figürü seçmesinin nedeniyse babasına saldırdığında her ikisinin de zarar göreceğini hissetmesindendi.

Bu malzeme bahsedeceğim birkaç noktayı tanımlıyor. Ebeveynlerinin cinsel ilişkisine şahit olma deneyiminin Peter’ın zihnine büyük bir etkisi olduğundan ve kıskançlık, saldırganlık, anksiyete gibi güçlü duyguları harekete geçirdiğinden oyunda ilk bunları ifade etti. Bastırılan bu deneyim hakkında bilinç düzeyinde bilgisi olmamasına rağmen yalnızca sembolik olarak ifadesi mümkündü. Eğer oyuncakların insanlarla birbirine çarpıştırılmasını yorumlamasaydım, ikinci seansta ortaya gelen malzemeyi üretmemiş olacağına inanmak için nedenlerim vardı. Buna ek olarak, eğer ikinci seansta, oyuncaklara verdiği zararı yorumlayarak oyunda ketlenmesinin bazı nedenlerini gösteremeseydim, büyük bir ihtimalle gerçek hayatta yaptığı gibi oyuncakları kırdıktan sonra oyun oynamayı durduracaktı.

Tedavinin başındaki bazı çocuklar, ne Peter, ne de tek bir görüşme için gelen çocuk kadar bile oynayamazlar. Ancak bir çocuğun masaya yayılmış oyuncakları tamamen yok sayması çok nadirdir. Onları bırakıp başka tarafa yönelse de, çocuk, analiste, oynamak istememesinin nedenleriyle ilgili içgörü kazandırır. Çocuk analisti başka şekillerde de malzeme toplayarak yorum yapabilir. Karalamak veya kesip bırakmak için kağıdı kullanmak gibi herhangi bir aktivite ve her türlü davranış; duruştaki veya yüz ifadesindeki değişiklikleri, yaşanan zorluklarla ilgili olarak çocuğun ebeveynlerinden de duyduklarıyla birleştiren analist çocuğun zihninde neler olup bittiğiyle ilgili ipucu sahibi olur.

Oyun tekniğinde yorumların önemi hakkında yeterince şey söyledim ve bunların içeriğini tanımlayan bazı örnekler verdim. Bu beni bana sık sık sorulan soruyla karşı karşıya bırakıyor:’Küçük çocuklar zihinsel olarak bu yorumları anlayabiliyorlar mı?’Benim ve meslektaşlarımın edindiği deneyimlere dayanarak ifade edebilirim ki; yorumlar, çocuğun verdiği malzemelerde dikkati çeken noktalara bağlantılandırıldıklarında anlaşılır hale geliyor. Tabi ki çocuk analisti yorumlarını olabildiğince kısa ve anlaşılır bir şekilde yaparken, çocuğun ifadelerini kullanmalıdır. Analist kendisine sunulan malzemenin esas noktalarını basit kelimelere çevirdiğinde o anda işler bir durumda olan duygular ve anksiyetelerle temasa geçmiş olur. Çocuğun bilinçli ve zihinsel açıdan anlaması çoğunlukla sonraki bir süreçtir. Oyun terapisine yeni başlayanlar için, ilgi çekici ve şaşırtıcı deneyimlerden biri, çok küçük çocuğun bile içgörü kapasitesinin çoğunlukla yetişkinlerden daha fazla olduğunun görülmesidir. Küçük çocuktaki, bilinç ve bilinçdışı arasındaki bağlantıların, yetişkinde olduğundan daha yakın oldukları ve çocuksu bastırmaların daha güçsüz oldukları gerçeği bu durumu bir yere kadar açıklayabilir. Ayrıca inanıyorum ki, çocuğun zihinsel kapasiteleri genellikle küçümsenmekte ve aslında çocuk sanılandan daha fazla şeyi anlamaktadır.

Şimdi çocuğun yorumlara tepkileri derken ne demek istediğimi anlatmalıyım. Az da olsa ayrıntılarını verdiğim Peter‘ın analizinde ‘yataktan’ aşağı attığı ve ‘öldü ve bunun için yaptı’ dediği oyuncak adamın babasını temsil ettiği şeklinde yorum yaptığımda güçlü bir şekilde itiraz etti. (sevilen bir kişiye karşı olan öldürme arzularının yorumlanması genellikle hem çocukta, hem de yetişkinde yoğun dirençler uyandırır. ) Üçüncü seansta Peter tekrar buna benzer malzeme getirdiğinde yorumumu kabul etti ve düşünceli bir şekilde:’Eğer ben baba olsaydım ve birisi beni yatağın arkasına atmak isteseydi ve beni öldürüp bunun için yaptı deseydi ben ne düşünürdüm?’ dedi. Bu söylemi hem yorumumun üzerine çalıştığını, anladığını ve kabul ettiğini, hem de daha fazla şeyin farkında olduğunu gösteriyordu. Babasına karşı olan saldırganlık duygularının onunla ilgili korkularına katkıda bulunduğunu ve dürtülerini babasına yansıttığını anlıyordu.

Oyun tekniğindeki önemli noktalardan bir tanesi her zaman aktarım analizi olmuştur. Biliyoruz ki aktarım sırasında hasta önceki duygularını ve çatışmalarını analistiyle tekrarlar. Aktarım yorumlarımızda, hastanın fantazilerini ve anksiyetelerini kaynaklandıkları yere, yani çocukluklarına ve ilk nesneleriyle olan ilişkilerine götürdüğümüzde kendisine önemli bir şekilde yardım edebildiğimizi deneyimledim. Hasta önceki duygularını ve fantazilerini tekrar deneyimleyerek ve bunların ilk nesnelerle olan bağlantılarını anlayarak bu ilişkileri kökeninde gözden geçirip düzeltir ve böylece anksiyeteleri etkili bir şekilde azalır.

V

Çalışmamın ilk yıllarına baktığımda birkaç gerçeği birer birer ele alabilirim. Bu makalenin başında belirttiğim gibi ilk çocuk vakamı analiz ederken ilgimin anksiyetelere ve bunlara karşı olan savunmalara odaklandığını fark ettim. Anksiyeteye verdiğim önem beni bilinçdışının ve çocuğun fantazi hayatının gittikçe daha derinlerine götürdü. Bu yaklaşım, yorumların çok derinlere gitmemesini ve sık sık yapılmamasını ifade eden psikanalitik görüş açısına zıt düşüyordu. Teknik olarak köklü bir değişiklik gerektirse de, yaklaşımımda ısrar ettim. Bu yaklaşım, halen o zamanlarda geniş bir şekilde araştırılmamış olan erken çocukluk fantazilerini, anksiyetelerini ve savunmalarını anlamayla ilgili yeni ufuklar açmıştır. Klinik bulgularımla ilgili olarak teorik olarak şekillendirmeye başladığımda bunlar bana daha açık göründü.

Ritanın analizinde beni çarpan üstbenliğinin acımasızlığıydı. Çocukların Psikanalizi adlı kitabımda Rita’nın çocuğuna (oyuncak ve benim tarafımdan temsil edilen) zalimce davranan annenin rolünü nasıl oynadığını tanımlamıştım. Bundan başka annesine karşı olan ikilemli duyguları, cezalandırılmaya duyduğu yoğun ihtiyaç, suçluluk duyguları ve gece terörleri benim iki yaş dokuz aylık çocuğun haşin ve acımasız bir üstbenliğin etkin olduğu daha erken bir yaşa geri gittiğini anlamamı sağladı. Bu keşif diğer çocukların analizinde de doğrulanınca, üstbenliğin Freud’un kabul ettiğinden daha erken bir safhada ortaya çıktığı sonucuna vardım. Diğer bir deyişle, onun tarafından izah edilen üstbenliğin yıllara yayılan bir gelişimin son ürünü olduğunu anladım. Başka gözlemlerin sonucunda, üstbenliğin, çocuğun içsel olarak somut bir şekilde işlediğini hissettiği bir şey olup; ebeveynlerini içe aldığı(içe yansıttığı) dönemlerden elde edilen deneyimler ve fantazilerle oluşturulan çeşitli figürlerden meydana geldiğini anladım.

Bu gözlemler, küçük kızların analizinde kadınsı anksiyeteye yol açanı keşfetmeye doğru yön değiştirdi; anne, dışsal ancak içleştirilen nesne olarak birincil persekütör gibi hissedilir ve çocuğun bedenine saldırır imgesel çocuğunu oradan alır. Bu anksiyeteler, kız çocuğun, fantazilerinde annesinin bedenine saldırıp içerdiklerini, yani dışkılarını, babasının penisini, çocuğunu, talan etmeyi amaçlaması ile ortaya çıktıklarında, benzer saldırılar şeklinde misilleme olabileceğiyle ilgili korkuya neden olurlar. Bu türden persekütif anksiyetelerin derin depresyon ve suçluluk hisleriyle beraber veya sırayla olduğunu anladım. Bu gözlemler onarma eğiliminin önemli parçasının düşünsel hayatta oynadığı rolü keşfetmeme yol açmıştır. Onarma bu anlamda Freud’un ‘obsesyonel nevrozdaki yapma bozma’ ve ‘karşıt tepki oluşturma’ kavramlarından daha geniş bir kavramdır. İşte bu yüzden egonun, fantazide yapılan zararları çözdüğü, eski haline getirdiği, sakladığı ve yeniden canlandırdığını hissettiği çeşitli süreçleri de içerir. Bu eğilimin önemi, suçluluk duygularıyla baş etmeğe ve bütün yüceltmelere dolayısıyla da zihinsel sağlığa en büyük katkıyı yapmış olmasıdır.

Annenin bedenine fantazmatik saldırıları incelerken kısa zamanda anal ve üretral sadistik dürtülerle karşılaştım. Yukarıda bahsettiğim gibi Rita’nın üstbenliğinin acımasızlığını tanıdım, analizi anneye karşı olan yıkıcı dürtülerin nasıl suçluluk ve perseküsyon duygularının nedeni haline dönüştüğünü anlamama yardım etti. Bu yıkıcı dürtülerin anal ve üretral sadistik doğalarının ortaya çıkması 1924 yılında¹ analiz ettiğim ‘Trude’ adındaki üç yaş üç aylık çocuk sayesinde olmuştur. Bana tedaviye geldiğinde, gece terörü, idrar ve dışkı kaçırma gibi çeşitli semptomlardan dolayı gelmişti. Analizinin başlarında benden sanki yataktaymışım ve uykudaymışım gibi yapmamı istedi. Daha sonra bana saldıracağını ve aynı zamanda da çocukları temsil ettiğini düşündüğüm dışkım için totoma bakacağını ve onları dışarı çıkaracağını ifade etti. Bu saldırıların arkasından yere çömelmiş bir şekilde sanki yataktaymış gibi oynayarak, kendisini yastıklarla saklayarak (bu bedenini korumaya yönelikti ve her ne anlama geliyorsa);aynı zamanda da gerçekte kendini ıslatarak ona saldırmamdan ne kadar çok korktuğunu açıkça göstermiş oldu. İçselleştirilen tehlikeli anneyle ilgili anksiyeteleri, Rita’nın analizinde oluşturduğum ilk sonuçları onaylamış oldu. Aileler yeterli derecede başarı sağlandığını düşündükleri için bütün bu analizler kısa sürdü. ²
Kısa bir zaman sonra, bu türden yıkıcı dürtülerin ve fantazilerin her defasında oral sadistik kökenlerine kadar izlenebileceğine ikna oldum.

Rita bunu açıkça gösterdi. Bir defasında, bir kağıt parçasını karaladı, yırtıp ufak parçalar haline getirerek bir su bardağının içine attı. Daha sonra da ağzına bardağı götürerek sanki içiyormuş gibi yapıp kısık sesle ’ölü kadın’ dedi. ³ O zaman kağıtların yırtılıp kirletilmesini misilleme korkularına neden olan annesine saldırma ve annesini öldürme fantazilerinin ifadesi şeklinde anlamıştım. Bu saldırıların anal ve üretral sadistik doğasının farkına Trude ile vardığımı önceden belirtmiştim. Ayrıca 1924 ve 1925 yıllarında yapılan analizlerde, (Ruth ve Peter, her ikisinden de Çocukların Psikanalizi adlı kitabımda bahsettim) yıkıcı fantazilerde ve bunlara eşlik eden anksiyetelerde oral sadistik dürtülerin oynadığı esas rolün farkına vardığımda Abraham’ın buluşlarının4 tamamının çocuk analizinde doğrulanışını görmüş oldum. Bana gözlemler için ilave fırsatlar veren ve Rita’nın ve Trude’un5 analizinden daha uzun süre devam eden bu analizler,

1’The Psychoanalysis of Children’(Çocukların Psikanalizi) ile karş. 
2 Rita ile seksenüç seans, Trude ile sekseniki seans yapıldı. 
3 Bkz. ’The Oedipus Complex in the Light of Early Anxieties’ (İlk Anksiyetelerin Işığında Oedipus Kompleksi’ (1945), 
Writings(Yazılar), I, s. 404. 
4 ‘A Short History of the Development of the Libido, Viewed in the Light of Mental Disorders’ (Zihinsel Hastalıkların Işığında Libido Gelişiminin Kısa Hikayesi) (1924) ile karş. 
5 Ruth ile 190 seans, Peter ile 272 seans yapıldı.

normal ve normal olmayan¹ zihinsel gelişimde oral arzuların ve anksiyetelerin asıl rolünü anlamada içgörümün oluşmasına yol açmıştır. 

Önceden belirttiğim gibi, Rita ve Trude da saldıran ve bu yüzden de korkutan-insafsız üstbenliğin içselleşmesini daha önceden tanımıştım.

1924-1926 yılları arasında, gerçekten hasta² olan bir çocuğu analiz ettim. Analizi sırasında bu tür bir içselleştirmenin özel detayları ve paranoid ve manik-depresif anksiyetelerin temelini teşkil eden fantaziler ve dürtüler hakkında birçok şey öğrendim. Bunun için içe yansıtma süreçlerinin onu nasıl etkilediğini ve meydana çıkardıkları içselleştirilmiş persekütif durumları anladım. Ayrıca içsel perseküsyonların, yansıtmalar aracılığıyla dışsal nesnelerle olan ilişkileri nasıl etkilediğinin farkına vardım. Hasetinin ve nefretinin yoğunluğu kökenini şüphe götürmez bir şekilde annesiyle olan oral sadistik ilişkisinden aldığını göstermekte ve Oedipus kompleksinin başlangıcıyla birleşmektedir. Erna’nın durumu, 1927 yılında yapılan Onuncu Uluslararası Psikanalitik Kongresinde³ sunduğum birkaç sonucun zeminini hazırlamama yardımcı olmuştur. Özellikle oral sadistik dürtüler ve fantazilerin doruk noktasında oldukları zaman gelişen erken üstbenlik, psikozun temelini oluşturur-iki yıl sonra geliştirdiğim bu görüş şizofrenide4 oral-sadizmin önemini vurgulamıştır.

Şimdiye kadar tanımladığım analizler sayesinde, erkek çocuklarda anksiyeteyi harekete geçiren durumlar hakkında bazı ilginç gözlemler de yaptım. Erkek çocukların ve erkeklerin analizleri, Freud’un, erkeklerde önde gelen anksiyetenin, kastrasyon korkusu olduğu görüşünü doğruladı. Ancak, anneyle olan ilk özdeşleşim yüzünden (Oedipus Kompleksinin erken dönemlerine öncelik eden kadınsı konum) bedenin içine saldırı olabileceğiyle ilgili anksiyetenin erkeklerde de, kadınlardaki kadar önemli olduğunu ve çeşitli şekilde onları etkileyip kastrasyon korkularını biçimlendirdiğini anladım.

1 Abraham’ın 1924 yılında başlayan ve ondört ay sonra hastalığı sırasında ve ölümüyle kesilen analizimin sonucunda keşiflerinin asıl önemi hakkındaki inanç büyümüştür. 
2 The Psycho-Analysis of Children (Çocukların Psikanalizi) adındaki kitapta ‘Erna’ ismiyle tanımlanmıştır. III. Bölüm. 
3 ’Early Stages of Oedipus Complex’ (Oedipus Çatışmasının İlk Dönemleri) (1928) ile karş. 
4 ’The İmportance of Symbol-Formation in the Development of the Ego’ (Benliğin Gelişiminde Sembol Oluşumunun Önemi) (1930) ile karş.

Her iki cinste de, anne ve annenin içine aldığı düşünülen babaya karşı olan saldırı fantazilerinin yarattığı anksiyetelerin, klostrofobinin (bu annesinin bedeninde hapsedilme veya gömülme korkusunuda içerir) temelini oluşturduğunu desteklemektedir. Bu anksiyetelerin kastrasyon korkusuyla bağlantıları- iktidarsızlıkla sonuçlanabilen, penisi kaybetme veya penisin annenin içinde yok olması fantazisinde görülebilir.

Korkuların, psikotik doğalarını akla getiren özel bir niteliği ve yoğunluğa sahip içsel ve dışsal nesneler tarafından saldırıya uğramakla ve annenin bedenine saldırmakla bağlantılı olduklarını anlamaya başladım. Çocuğun, içselleştirilmiş nesnelerle olan ilişkisini incelerken içsel perseküsyonlar ve bunların psikotik içerikleri açıkça anlaşılır hale geldi. Ayrıca bireyin saldırganlığından çıkan misilleme korkusunun tanınması, egonun başlangıçtaki savunmalarının yıkıcı dürtüler ve fantaziler tarafından harekete geçirilen anksiyeteye karşı yöneldiğini önermeme yol açtı. Tekrar söylersem, bu psikotik anksiyeteler başlangıçlarına kadar izlendiklerinde, oral sadizm’den kaynaklandıkları bulundu. Anneyle olan oral-sadistik ilişkinin ve yutulmuş ve bu yüzden de yutabilir olan bir memenin, tüm içsel persekütörlerin modelini yaratacağını da kabul ettim. Bir yanda yaralanmış ve bu yüzden de çok korkan içselleştirilmiş meme ve diğer yandan da doyuran ve yardım eden bir meme üstbenliğin özünü oluşturur. Diğer bir sonuçsa , her ne kadar oral anksiyeteler önce gelse de, bütün kaynaklardan gelen sadistik fantaziler ve arzular, gelişimin çok erken bir döneminde etkindirler ve oral anksiyetelerle örtüşürler. ¹
Yukarıda tanımladığım çocuksu anksiyetelerin önemi, bazıları sınır psikotik vaka² olan ağır hasta yetişkinlerin analizinde de anlatılmıştır.

1 Bu ve diğer sonuçlar, önceden de bahsettiğim ‘Early Stages of Oedipus Conflict’ (Oedipus Çatışmasının Erken Dönemleri) ve ‘The İmportance of Symbol-Formation in the Development of the Ego’ (Benliğin Gelişiminde, Sembol Oluşumunun Önemi) adlarındaki iki makalede yer almaktadır. Bkz. ’( Personification in the Play of Children (Çocukların Oyununda Canlandırma) (1929). 
2 Paranoid şizofren bir adamın yalnızca bir ay devam eden analizi,

psikotik anksiyetelerin içeriklerinin anlaşılması ve bunların yorumlama zorunluluğu ortaya çıkmıştır. 1922 yılında meslektaşlarımdan biri tatile giderken şizofren hastalarından birini teslim alıp alamayacağımı sordu. İlk seanstan itibaren hastanın herhangi bir zaman diliminde sessiz kalmasına izin vermemem gerektiğini anladım. Sessizliğinin bir tehlikeyi imlediğini ve bu durumda, amcasıyla birlikte entrikalar çevirdiğim, onu tekrar hastaneye geri yatırtacağım konusundaki (daha yeni hastaneden çıkartılmıştı) şüphelerini yorumladığımda o diğer şartlarda sözel olarak açıklardı. Önceki malzemelerle birleştirip sessizliğini bu şekilde yorumladığım seanslardan birinde, ayağa kalkıp, tehdit edici bir ses tonuyla: ’Beni tekrar akıl hastanesine mi yollayacaksınız’ dedi. Ama çabucak sakinleşti ve daha rahat konuşmaya başladı. Bu bana doğru yolda olduğumu, şüphelerini ve persekütif hislerini yorumlamam gerektiğini gösterdi. Bir anlamda pozitif olduğu kadar negatif aktarımın da olduğunu ancak kadınlardan korkusu güçlü bir şekilde ortaya çıktığında ve bana gidebileceği erkek bir analistin ismini sorduğunda anladım. Ona bir isim verdim, ama bu meslektaşa gitmeye yanaşmadı. O ay boyunca hastayı her gün gördüm. Kendisinden devralmamı rica eden analist, geri döndüğünde bazı gelişmeler olduğunu görünce analize devam etmemi istedi. Bir paranoidi herhangi bir koruma veya başka uygun bir yöntem olmadan tedavi etmenin tehlikesinin tamamen farkında olarak bunu reddettim. Onu analiz ettiğim süre içinde, evimin karşısında pencereme bakarak saatlerce ayakta duruyordu. Yalnızca birkaç kere zili çalıp beni görüp göremeyeceğini sordu. Kısa bir zaman sonra tekrar hastaneye yatırıldığını söyleyebilirim. O zamanlar bu deneyimden teorik sonuçlar çıkarmamama rağmen, bu kısmi analizin, çocuksu anksiyetelerin psikotik doğasına ve tekniğimin gelişimiyle ilgili sonraki çalışmalarımdaki içgörüme katkıda bulunduğuna inanıyorum.

Daha farklı sonuçlara ulaşmama yardım eden başka deneyimler de var. 
Şüphe götürmez bir şekilde paranoid olan Erna ile daha az hasta olan ve sadece nevrotik olarak adlandırılabilen çocuklarda bulduğum fantazileri, anksiyeteleri, karşılaştırdığımda psikotik anksiyetelerin (paranoid ve depresif) çocukluk nevrozunun¹ temelini oluşturduğuna ikna oldum. Yetişkin nevrotik hastaların analizinde de buna benzer gözlemler yaptım. Bütün bu araştırmanın farklı alanları şu hipotezle açıklanmıştır;psikotik doğadaki anksiyete bir yere kadar normal çocuk gelişiminin bir parçası olup çocukluk nevrozunun gelişimiyle açıklanır. Bu çocuksu anksiyeteleri açığa çıkarmak için analiz, hem çocuklarla hem de yetişkinlerle bilinçaltının en derin katmanlarında yapılır. ²

Başından beri dikkatimin çocukların anksiyetelerine odaklandığını ifade etmiştim. İçeriklerini yorumlayarak anksiyeteyi azaltabileceğimi buldum. Çocuğun ifade biçiminin önemli bölümünü oluşturduğunu anladığım oyunun sembolik dilinin tamamen kullanılması ile bunun 
yapılabileceğini anladım. Gördüğümüz gibi, tahta, küçük figürler ve araba hem çocuğu ilgilendiren şeyleri temsil ederler hem de oyun oynarken fantazilerine, isteklerine ve deneyimlerine bağlı çeşitli sembolik anlamları vardır. Bu arkaik ifade biçimi bizim rüyalardan tanıdığımız dildir. Freud’un rüyaları yorumlamasına benzer bir şekilde, çocuğun oyununa yaklaştığımda onun bilinçdışına girebildiğimi gördüm. Her çocuğun sembolleri kullanmasını, özel duygularıyla ve anksiyeteleriyle bağlantılı ve analizde sunulan tüm durumla ilişkili olarak düşünmeliyiz. Sembollerin yalnızca genelleştirilerek nakledilmesi anlamlı değildir.

1 Bildiğimiz gibi Freud normal ve nevrotik arasında yapısal olarak farklılık olmadığını bulmuştu. Zihinsel süreçlerin genelinin anlaşılmasında bu buluş çok önemli rol oynar. Psikotik doğadaki anksiyetelerin çocukluktada mevcut olduğu ve çocuk nevrozunun temelini oluşturduğuyla ilgili hipotezim Freud’un keşfinin bir uzantısıdır. 
2 Son paragrafta sunduğum sonuçlar The Psycho-Analysis of Children (Çocukların Psikanalizi) adlı kitabın içinde daha detaylı bir şekilde bulunabilir.

Zaman geçtikçe sembollere verdiğim önem sayesinde sembol oluşturma süreci hakkında teorik sonuçlara ulaştım. Oyun analizi sembolizmin, çocuğun ilgilerinden başka fantazilerini, anksiyetelerini ve suçluluğunu da insanlar haricindeki nesnelere transfer etmesine olanak sağladığını gösterdi. ¹ Çocuğun oyunda rahatlamayı deneyimlemesi, oyunun çocuk için önemli olmasına yol açan etkenlerden biri olmuştur. Örneğin, önceden bahsettiğim Peter’ın oyuncak figüre zarar vermesinin, erkek kardeşine olan saldırıları temsil ettiğini söylediğimde bunu gerçek erkek kardeşine yapmayacağını yalnızca oyuncak kardeşine yaptığını ifade etti. Yorumlarım açık bir şekilde ona aslında saldırmak istediğinin erkek kardeşi olduğunu ve yıkıcı eğilimlerini yalnızca semboller aracılığıyla ifade edebileceğini göstermiş oldu.

Ayrıca çocuklarda sembol oluşturma ve kullanma kapasitesindeki ciddi bir ketlenmenin ve buna eşlik eden fantazi hayatın gelişememesinin önemli bir rahatsızlığa işaret edeceği görüşüne vardım. ² Bu türden ketlenmelerin sonucunda oluşan dış dünyayla ve gerçeklikle ilişkideki rahatsızlıkların şizofreninin karakteristik özellikleri olduğunu ileri sürdüm. ³

Bu arada , teorik açıdan hem yetişkinleri hem de çocukları analiz ediyor olmamın çok değerli olduğunu gördüğümü söyleyebilirim. Yetişkinde hala etkin olan çocuksu fantazileri ve anksiyeteleri gözlemleyerek küçük çocuğun da gelecekteki gelişiminin nasıl olacağını tahmin edebiliyordum. Bu gerçekten hasta olan, nevrotik çocukla, normal çocuğu karşılaştırarak psikotik doğadaki çocuksu anksiyetelerin yetişkin nevrotiklerin hastalığının nedeni olduğunu kabul edip yukarıda tanımladığım sonuçlara geldim. 4 

VI

Yetişkinlerin ve çocukların analizinde, dürtülerin, fantazilerin, ve anksiyetelerin kaynağına, yani annenin memesine(meme emmemiş çocuklarda bile) yönelik duygulara döndüğümüzde, nesne ilişkilerinin neredeyse doğumla başlayıp ilk doyurma deneyimiyle ortaya çıktığını, hatta zihinsel hayatın tüm görünüşlerinin nesne ilişkilerine bağlı olduğunu buldum.

1 Bu bağlamda, Dr. Ernest Jones’un önemli makalesi ’The Theory of Symbolism’ (Sembolizmin Teorisi) (1916) ile karş. 
2 ‘The Importance of Symbol-Formation in the Development 
of the Ego’ (Benliğin Gelişiminde Sembol Oluşturmanın Önemi) (1930). 
3 Bu sonuç, şizofreninin iletişim şeklini anlamayı etkilediğinden beri, şizofreninin tedavisinde kendine bir yer bulmuştur. 
4 Normal, nevrotik ve psikotik arasındaki temel farklılıkları ya da ortak özellikleriyle burada ilgilenemeyeceğim .

Bundan başka, çocuğun çok erken bir dönemde babasıyla ve diğer aile üyeleriyle olan ikilemli ilişkisini de içeren dış dünyayla ilgili deneyimlerinin, kurmakta olduğu iç dünya tarafından sürekli etkilendiği- ve aynı zamanda da etkilediği-ve içe alma ve yansıtmanın yaşamın başından itibaren yan yana işlemesinden , içsel ve dışsal durumların her zaman birbirine bağlı olduğu ortaya çıktı. 
Çocuğun düşüncelerinde annenin öncelikle bölünüp iyi meme kötü meme olarak gözükmesini ve birkaç ay içinde gelişen benlik bütünlüğü ile birlikte birbiriyle çelişen görünüşlerin birleşmeye başladığını gözlemlemem, bölünme süreçlerinin, iyi ve kötü figürleri¹ birbirinden ayrı tutmanın, ayrıca da bu süreçlerin benlik gelişimine olan etkilerinin önemini anlamama yardımcı oldu. Depresif anksiyetenin, benliğin nesnenin iyi ve kötü (sevilen ve nefret edilen) görünüşünü birleştirmesi sonucunda ortaya çıktığı deneyiminden çıkarılacak sonuç, birinci yılın ortalarına doğru zirveye ulaşan depresif konum kuramına ulaşmama yol açtığıdır. Hayatın ilk üç veya dört ayına yayılan persekütif anksiyete ve bölünme süreçlerinin² eşlik ettiği paranoid konum depresif konumdan önce gelir. Daha sonra, 1946 yılında ilk üç veya dört ay hakkındaki görüşlerimi yeniden şekillendirdiğimde , bu döneme (Fairbairn’in önerisini kullanarak)4 paranoid-şizoid konum adını verdim. Bunun anlamı üzerine çalışırken, bölünme, yansıtma, perseküsyon ve idealleştirme hakkında bulduklarımı birbirlerine göre düzenleme yollarını araştırdım.

Çocuklarla olan çalışmalarım ve bunlardan çıkardığım teorik sonuçlar yetişkinlerle olan tekniğimi gittikçe daha fazla etkilemiştir. Psikanalizin daimi ilkesi, kaynağını çocuk zihninden alan bir düşünceden meydana gelen bilinçdışının yetişkinde incelenmesidir. Çocuklarla olan deneyimim beni bu yönde eskisinden daha da derinlere götürmüş ve katmanlara ulaşmayı olası kılan bir tekniğe yol açmıştır. Oyun tekniğim, özellikle hangi malzemenin o anda yorum yapmak için gerekli olduğunu ve bunun en basit şekilde hastaya nasıl aktarılacağını görmemde bana yardımcı olmuştur. Bu bilgilerin bazısını yetişkinlerin analizinde de uygulayabilirim. 5

1 ‘Personification in the Play of Children’ (Çocukların Oyununda Canlandırma) (1929). 
2 ‘A Contribution to the Psychogenesis of Manic-Depressive States’ (Manik-Depresif Durumların Psikojenezine Bir Katkı) (1935).
3 ‘Notes on Some Schizoid Mechanisms’ (Bazı Şizoid Mekanizmalar Hakkında Notlar) (1946). 
4 Fairbairn, W. R. D. , ’A Revised Psychopathology of the Psychoses and Neuroses’ (Psikozların ve Nevrozların Psikopatolojisinin Gözden Geçirilmesi) (1941). 
5 Oyun tekniği, çocuklarla rehberlik ve eğitim gibi farklı alanlardaki çalışmaları da etkilemiştir.

İngilterede eğitimsel yöntemlerin gelişimi, Susan Isaacs’ın Malting House Okulundaki araştırmalarına yeni güç vermiştir. Bu çalışmayla ilgili kitapları çok kişi tarafından okunmaktadır. Bu çalışmalar ülkesindeki eğitimsel teknikler üzerinedir, özellikle de çocuklar söz konusu olduğunda kalıcı bir etki yapmıştır. Yaklaşımı, çocuk analizini, özellikle de oyun tekniğini takdir etmesinden güçlü bir şekilde etkilenmiştir. İngiltere’deki psikanalitik anlayışın eğitimdeki gelişmelere yaptığı katkılar Susan Isaacs sayesinde olmuştur.

Önceden de belirttiğim gibi, çocuklarla kullanılan teknikle yetişkinlerle olan yaklaşım aynı değildir. Her ne kadar en erken dönemlere gidiyorsak da, yetişkinleri analiz ederken, aynı çocuklarla analiz sırasında gelişiminin evrelerine göre çocuksu benliği aklımızda tuttuğumuz gibi, yetişkin benliğini de göz önünde bulundurmalıyız.

Gelişimin erken dönemlerinin, fantazilerin rolünün, anksiyetelerin ve çocuğun duygusal hayatındaki savunmaların tam olarak anlaşılması, yetişkin psikozundaki saplanma noktalarına da ışık tutar. Sonuç olarak, burada psikotik hastaları psikanalizle tedavide yeni bir çığır açıldı. Bu konuda, özellikle de şizofren hastaların psikanalizi alanında daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. Bazı psikanalistler tarafından gerçekleştirilen ve bu kitapta sunulan çalışmalar gelecek için ümit vaat edebilir.