Rosine Debray
Fransızca aslından çeviren: Neslihan Zabcı

Başlarken, bugün İstanbul’da bulunmaktan ne kadar mutlu olduğumu söylemek isterim. İstanbul Psikanaliz Grubuna beni davet etmiş olduklarından dolayı teşekkür ederim.

IPSO Paris Psikosomatik Enstitüsünde önce yetişkin somatik hastalarla, sonra da bebeklerle, psikosomatik bozukluğu olan küçük çocuklarla ve ebeveynleriyle olan deneyimim, bugün size bebeklerin ruhsal gelişimini anlama biçimimi ve onların genel psikosomatik yapısında bedensel dışavurumun nasıl bir yer tuttuğunu sunmama olanak tanımaktadır.

“Bedensel dışavurum” derken histerik bir konversiyon olmayan ve bedeni etkileyen her şeyi kast ettiğimin altını çiziyorum. Kuşkusuz bu tanım, sunumumun tamamı ile birlikte, eleştirel bir tartışmanın da konusu olmalıdır.

Bana başvuran bebekler ve küçük çocuklar çok çeşitli belirtiler göstermektedir. Bunlar, uyku ve beslenme gibi büyük işlevleri etkileyebilir.

Bu belirtiler bedeni etkileyebilir ve bebeklerin olağan bedensel dışavurumu yoluyla kendini gösterebilir:

– Sindirim ve solunum bozuklukları
– Nükseden hastalıklar: otitler, bronchites asthmatiform, bronşiolitler, egzama.

Bu liste eksiksiz bir liste değildir.

Bazen daha ağır vakaları da görmekteyim: örneğin doğuştan kalp kusuru, bağışıklık sisteminde bozukluk gibi.

Bu genç hastaları bana yönlendiren genelde çocuk doktorları veya pratisyen hekimleridir ancak psikologlar ve kreş personeli de yönlendirme yapıyorlar.

Onları anne ve babaları ile birlikte görüyorum; görüşme genelde 1,5 saat gibi uzun bir zamanda tamamlanıyor. Klinisyen, ilk anne-baba-çocuk görüşmesinde, bu özel üçlünün oluşturduğu karmaşık sistemde bedensel dışavurumun ne gibi bir yer tuttuğunu değerlendirmeye çalışır. Bunu yapabilmek için, babanın, annenin ve hatta bebeğin psikosomatik yapısının özelliklerini değerlendirebilmek gerekir. Dolayısıyla bebeğin örgütlenmesinin özelliklerini değerlendirirken, anne ve babanın da psikosomatik düzenlenmelerinin özelliklerini ortaya çıkarmak gereği doğar.

Danışılan kişi sakin kalmalıdır ve psikanalitik olmayan hiçbir tutum sergilememelidir. Bu özel durum bebeği hemen etkilediği gibi, bazı elverişli durumlarda, ebeveynlerde ortaya çıkabilecek bir çağrışımsal hareketi de destekler ve bireysel ruhsal işleyişleri açığa çıkarır. Danışılan kişi, anne ve babadaki bu çağrışımsal hareketi destekler ve aynı zamanda bebekle dikkatli bir göz kontağı kurmak ve sözel, bazen de davranışsal müdahalelerde bulunmak suretiyle bebeğin girişimlerine iştirak eder.

Ayrıcalıklı nesnelere -anne ve babaya- erken yatırım tarafından oluşturulan düzenleyici eksen

Şimdiki düşünceme göre, sağlıklı olan bebeklerde anneye ve -orada ve rolünü oynamaya hazır olduğunda- babaya erken bir yatırım hatta muhtemelen çok erken bir yatırım görülmektedir. Böylelikle ruhsal gelişim anne/ baba /anne olmayan/baba olmayan ince ayrımının oluşturduğu düzenleyici eksen etrafında kurulur.

Demek ki algılar dünyasını düzenleyen sevilen canlı nesnelerdir. Burada çok önemli bir fark söz konusudur çünkü birçok bebek, küçük çocuk, ergen ve hatta yetişkinde, somut nesnelere olan yatırımın yaşayan kişilere yapılan yatırıma kıyasla çok daha fazla önem kazandığını, biz psikosomatikle uğraşan kişiler olarak fark ederiz: Örneğin bebekler veya küçük çocuklar için oyuncakların olduğu gibi. Genellikle bu gibi olgularda, ayrıcalıklı nesneler olan anne ve babanın ya şimdi ya da geçmişte az ulaşılabilir, az güvenilir ve hatta kaotik bir yapıda oldukları görülür.

Ruhsal gelişim erken bir anne-baba/anne olmayan-baba olmayan ayrımının etrafında örgütlendiği zaman, algılar dünyasını yapılandıran öğe sevilen kişilerin yüzlerinde algılanan belli belirsiz farklılıklardır. O zaman bebeğin, neredeyse hemen, anlamlı ince ayrımlara giriş yapabildiği görülür. Bu gözlem hiçbir şekilde yeni doğanların becerileri üzerine yapılmış deneysel çalışmaların sonuçlarıyla çelişmez, bu veriler de bebeklerin bu tepkilerinin doğuştan veya refleks yanıtlar olmadıklarını, gerçek bir ruhsal çalışmanın yansıması olan anlamlı yanıtlar olduklarını desteklemektedirler. Bu nedenle, bunlar benim “bir sağlık işareti” (R.Debray, 1996) olarak adlandırdığım bir değere sahiptirler.

Yakın zamandaki bir örnek buna bir kanıt teşkil eder gibidir. Söz konusu olan bebek erkek ve 7 hafta 2 günlüktü. Babası bebeği kucağında taşıyordu, sonra onu benim kucağıma verdi ve ben onunla iletişime geçmek için onu kendime oldukça yakın bir mesafede tuttum. Bebek benim kucağıma verilişine açıkça kayıtsız kaldı çünkü o sırada sağ tarafımda oturan babası ile neşeli bir etkileşim içindeydi. Babası onunla konuşuyor ve ona gülüyordu, bebek de onunla dikkatli ve yoğun bir göz teması kurarak “üüh” diye bir ses çıkardı ve ona güldü. Sonra babasından gözlerini uzaklaştırdı ve benim gözlerime baktı, ona gülümsedim ve bu kez ben onunla konuşmaya başladım. Çok geçmeden, ağzının köşeleri aşağı doğru büzüldü, yüzünde bir umutsuzluk ifadesi belirdi ve ağlamaya başladı. Yerinden kıpırdamadan, baba onu sesiyle teskin etti ve bebek çarçabuk ağlamayı kesti, sonra tekrar babası ile göz göze geldi ve yeniden ona gülümsedi. Ancak çok geçmeden yeniden bana baktı ve aynı sırayla ağzının köşeleri aşağı doğru büzüldü, ağlamaya başladı. Bu erken olgunlaşmış bebeği babasına geri verene kadar bu zincir üç kere yinelendi. Hiç kuşku yok ki, bu bebekte hem baba/baba olmayan ayrımı, hem de anne/anne olmayan ayrımı oluşmuştu. Wolff’un (1996) tanımladığı yeni doğanların uyanık aktivite anlarının çok erken, yaşamın ilk saatlerinden itibaren saptanabildiği uyanık ama sakin bir bebekle karşılaşmıştım. Böyle bir olguda psikosomatik gelişim, ayrıcalıklı nesneler olan anne ve babanın çok erken tanınmasının temeli üzerine ve algıların baba, anne, baba olmayan, anne olmayan olarak düzenlenmesi üzerine kurulacaktır. Bu bebeği babasıyla göz göze teması aramaya itenin ve ardından benim yüzüme geri dönmesini sağlayanın dürtüsel bir hareket olduğunun altını çizmek isterim. O zaman, klasik olarak tanımlandığı gibi, yabancının yüzü babanınki olmayacak ve yabancı hemen anneden ve babadan farklı olarak algılanacaktır, tıpkı benim bu çok küçük bebek tarafından, biraz önce anlattığım sırayı takip eden bir şekilde algılandığım gibi. Bunun dışında şunu da belirtmek isterim ki, bu bebek yaşamının ilk ayları boyunca hiçbir bedensel dışavurum sergilememiştir.

Bir sonraki aşama, M. Fain’in “sevgilinin sansürü” (1971) olarak tanımladığı safhaya giriş yapmaktır ve muhtemelen bazı bebeklerde yine çok erken olarak gözlenir:

Freud’un bahsettiği doyum deneyimini hisseden bebek – ki bu, emmenin yinelenen hazza yol açması yoluyla annenin arzuyu ve ihtiyacı doldurabildiği anlamına gelir- yeni bir durumla karşı karşıya kalacaktır: fiziksel olarak mevcut olan anne zihinsel olarak yoktur. Bunun nedeni annenin gündelik meşguliyetlere ve özellikle de eşine karşı hissettiği aşk arzularına geri dönmesidir. Bebek uyarılım yaratan bu eksiklik algısına oto-erotizmi ile ve aynı zamanda düşlemsel etkinliklerini devreye sokarak yanıt verir: bu, düşlemsel yaşama yapılan gerçek bir başlangıçtır. Bütünüyle psikanalitik olan bu teori ruhsal yaşamın eksikliğin içinden doğduğunu ortaya koyar; başka bir deyişle ruhsal yaşam, geçici olarak yok olan sevilen nesnenin varsanısını kurma imkanından yani onu hayal edebilmekten geçer.
Bir sonraki aşama, yine ayrıcalıklı nesnelere yatırımın düzenleyici ekseni oluşturduğu gelişim çizgisinin bir aşamasıdır ve H.Roiphe ve E. Galenson (1981) tarafından tanımlanan genital döneme erken girişle ilgilidir. Genital döneme erken giriş, 15 ve 19. aylar arasında, cinsiyet farklılığının altüst edici algısı ile birlikte meydana gelir. Yer değiştirme yukarıdan aşağı doğru yapılır: yüzden cinsel organlara doğru. Bu algı, bebeğin kız veya erkek oluşuna göre farklı bir biçimde yaşanır. Bu çok ilginç olan farklılıkların ayrıntısına burada değinmeyeceğim çünkü benim asıl niyetim, bu ilk anne-baba ve anne olmayan-baba olmayan arasında yapılan ince ayrımların sonraki düzenleyici ayrımları hazırladığını ve kolaylaştırdığını göstermek. Bunlar cinsiyet farklılığını yaratacak ve sonraki oedipal çatışmanın kurulmasına olanak verecektir; sonra da belirgin bir şekilde gelişerek, önce sözlü sonra yazılı dil alanında ve bütün ruhsal aygıt düzleminde “küçük farklılıklara” ve ince ayrımlara girişi sağlayacaklardır.

Ancak bu ince ayrımların iyice yerleşmesi ve durumunu koruması, eşzamanlı yapılacak bir kaygıya tolerans çalışmasını gerektirir.

Böylece, baba olmayan/anne olmayan olarak algılanan yabancının yüzü ilk fobik düzenlemeleri ortaya koyar. Bunları yakın bir zamanda ortaya çıkacak iki tür tepki izler: cinsiyetler arası farklılığın algılanması ve genel olarak bundan sonra oluşan anal merkezileşme karşısındaki tepkiler.

Bu durumda, sıklıkla kısa süren bir dışkılama fobisi dönemi ortaya çıkar. Bundan çıkış büyük ölçüde ayrıcalıklı nesneler yani anne ve baba tarafından verilen tepkiye bağlı olacaktır. Anne ve baba, bu ikinci yılın ikinci dönemi sırasında, her iki cinsten bebeği de etkileyen dışkıyı kaybetme kaygısının güvenilir kapsayıcıları (contenant) olmalıdırlar. Küçük çocukta, genel bedensel işleve ancak özellikle de anal işleve dayanarak kendi bedenine yatırım yapma kesin bir nitelik gibi kendini göstermektedir.
Hatırlatmak isterim ki, birçok psikanalist, önce Freud, sonra K. Abraham ve Paul Marty (1976), anal dönemin ikinci evresine girişin, kapsama ve tutma kapasitesinin oluşumu açısından ruhsal gelişim üzerindeki öneminin üstünde durmuşlardır.

Kasların denetimi yani isteğe bağlı olarak dışkıyı tutma ve bırakabilme ile dilin gelişimi (sözcük dağarcığının ve sentaks denetiminin artması) arasındaki bağlar hem yapısal hem de kronolojik açıdan belirgindir; bu durum, dilin denetimi ile birlikte düşünme aygıtının gelişiminin ne dereceye kadar bedensel işlevden destek aldığını gösterir. Ancak doğal olarak tüm bu ilerlemeler, sevgi nesneleri olan anne ve babanın tarafında neler olduğu ile de çok yakından ilintilidir.

Ruhsal gelişim, ayrıcalıklı nesnelere erken yatırımın oluşturduğu düzenleyici eksen etrafında kurulmadığı zaman, olgudan olguya farklılık gösteren çeşitli telafi çözümleri gözlemlenir. Karakter, davranış ancak aynı zamanda doğası veya biçimi ne olursa olsun bedensel dışavurum tarafından yapılan düzenlemeler, kaygıya ve çatışmalara yetersiz bir toleransın göstergeleri olarak, bazen baskın gelen bir yer tutarlar. Bunun nedeni, bebeklerin ve küçük çocukların psikosomatik gelişiminin çok karmaşık olmasından gelir; bu klinikte her gün görülen ve bilinen bir gerçektir.

İşte klinik bir örnek:

Erkek bir bebek olan Olivier’i babası ve annesi ile birlikte ilk kez gördüğümde 20 aylıktı. Bana çocuk doktoru tarafından, “yayılmış, yoğun ve erken” bir egzama ve buna eşlik eden önemli bir uyku bozukluğu sorunlarından ötürü yönlendirilmişti.

İlk Görüşme

Olivier emin bir adımla görüşme odasına girdi ve hemen oradaki ineği eline alarak “möö” sesini çıkardı, ben de “evet bu inek, çok iyi” dedim. Babası ve annesi onun arkasından geldiler ve karşıma oturdular. Anne Noel için benimki gibi bir Fisher Price marka çiftlik siparişi verdiklerini söyledi, sonra da oğlunun çok ciddi egzama sorunundan bahsederek, üç haftadır yani bana bir görüşme saati almak için yazdıklarından beri bu sorunun daha iyiye gittiğini belirtti. “Demek bana yazmak yeterliydi” dedim, ancak anne egzamanın ciddiyeti konusunda konuşmaya devam etti: artık ne yapacaklarını bilmiyorlardı, “eğer biz ona bağırırsak Olivier derisini yoluyor ve biz gecelerimizi onu sallamakla geçiriyoruz”; baba da şöyle diyordu: “kendine verdiği zararı biz sabah fark ediyoruz”. Baba ve anne aynı anda konuşuyor ve görünürde bundan rahatsızlık duymuyorlardı. Olivier oyununa devam ediyor, annesinin çantasından çıkarttığı küçük arabaları ile oynuyordu.

Olivier, neşeli görünen güzel bir çocuktu, yüzünde ve ellerinde egzamanın izleri fark ediliyordu. Uyku sorunlarından bahsedilince ben önceki gecenin nasıl geçtiğini sordum. Oldukça iyi geçmişti, Olivier sadece bir kez onları çağırmıştı “on beş dakika veya yarım saat boyunca onu okşamak yetiyor, bu da az bir süre çünkü önceden bu iki saatti”. Baba onun odasının değiştiği konusunun üzerinde durdu, Olivier şimdi ebeveynlerinin odasında yatıyor, onlar yemek odasındaki kanapede uyuyorlardı. Anne deri ile hiçbir temas olmaması gerektiğini ve bunun için oğlunun pijamalarını diktiğini söyledi. Bu yaz (bu görüşme Aralıktaydı) özellikle önemli bir krizi olmuştu ve anneanne geceleri onunla ilgilenmek için yardıma gelmişti, bazen onu iki saate yakın bir süre evin içinde gezdirdiği oluyordu. Yine eylül ayında anne ve baba kendini toparlayabilsin diye bir ay boyunca torunuyla uyumuştu. “Anneniz çok özverili” dedim, bu annenin belirtmediği bir noktaydı. Anne, beslenme ile ilgili kısıtlamalardan bahsetti: balık ve süt yasaktı. Kaşınıyor mu diye sordum, “bu sabah bacağını yoldu” diye yanıt verdi. O sırada Olivier babası ile birlikte hayvanlarla oynuyordu. Anne, oğlunun yaşamındaki başlangıçları “egzaması 4 haftalıkken başladı, 3.700 kg gelen güzel bir bebekti, onu emzirmedim çünkü…. eve döndüm sonra babam yoğun bakıma alındı ve ben tüm zamanımı klinikte geçirdim”diyerek dile getirdi. Olivier’e anneanne ve teyzesi bakıyordu. Bir haftanın sonunda annenin babası ölmüştü. Bu olayı anlatırken anne ağlamaya başladı: “Olivier 3 haftalıkken babamı kaybettim, korkunç bir darbeydi, bir günden ertesi güne kendini benden ayrı buldu, iki ay boyunca bana surat astı”. Babanın şaşırdığı görülüyordu, anneye “anlatın bana” dedim. “Olmuyordu, benimle iyi değildi, biberonlarını 3 defa yeniden hazırlıyordum çünkü yanılmaktan korkuyordum”. Baba şöyle dedi: “Çünkü annesinden beklediği sevgiyi alamadı”. Baba hala Olivier ile oynuyordu, o ise annesinin ağlaması ile görünürde pek ilgili değildi. İlk kez bir sessizlik anı oldu, anne hala ağlıyordu, sonra ben şöyle dedim: “Hiç de huzursuz gibi gözükmüyor”; anne: “Hayır, ama gece uyumadığı zaman, çok öfkeli oluyor, tatilden önce elektrikli bir pil gibiydi”; sonra, “Cenazeden üç dört gün sonra önce dizlerde başladı sonra bir ay içinde karına, bacaklara, kollara yayıldı ve ne benim ne de eşimin tarafında alerjisi olan hiç kimse yok” dedi. Egzama Olivier bir yaşındayken tamamen yayılmıştı. “Bir yaşındayken ne oldu?” diye sordum; “anneannesi, teyzesi, amcası ve iki kuzeniyle birlikte 15 günlük bir tatile gitti ve egzama yayıldı”. Olivier’e şöyle dedim: “annen seni bıraktığında verilecek iyi bir yanıt bu”, ancak anne ısrar etti: “Anneme ve kardeşime tam bir güvenim vardır. Herkes bana bunun olanlarla hiçbir ilgisi olmadığını savunuyor ama ben inanmıyorum”. O esnada Olivier odadaki timsahı keşfetti ve dramatik bir tavırla “ooh korkuyor” dedi, ben de “ama bu çok çok iyi” dedim. Sonra timsahla bir oyun geliştirdi, ona yakınlaşıyor sonra da uzaklaşıyordu. Timsahın içine koyulması için bir kutu verdim, babası bunu yapmayı denedi ancak Olivier timsahın ortadan kaybolmasını istemediğini bize belli etti, çok tatlı bir yüz ifadesiyle “korkuyor, korkuyor” diye defalarca tekrarladı, ben güldüm, anne ve babası da benimle birlikte güldü; baba Olivier’nin 15 günden beri “korkuyor” dediğini belirtti ancak anne bunun sadece üç gün önce başladığını ona hatırlattı ve sonra ekledi: “gerçekten korktuğunu zannetmiyorum, film çeviriyor”. Ben Olivier’e “bravo” dedim ve “bu çok iyi bir işaret”diye ekledim. O zaman anne, geçen temmuz ayında Olivier’nin kolunun altında çıkan, çok büyük, 3-4cm boyutlarındaki bezeden bahsetti. Parmağında meydana gelen bir dolamadan sonra bu oluşmuştu. Anne tüm ailenin tersine kendisinin endişelenmediğini ısrarla vurguladı, sadece kan alınırken endişelenmişti, sonra kendisini hastaneye yönlendiren çocuk doktoru ile delik açıp içerideki sıvıyı alma konusunda tartışınca tatillerini geciktirmek zorunda kalmışlar ancak sonunda içerideki sıvı alınmamıştı. Bunu konuştuğumuz sırada, Olivier babası ile annesinin arasındaki bir koltuğa yerleşti.

Çok kargaşa içinde geçen bu temmuz ayı döneminde egzama patlak vermişti, anne “gece yalnızca 3 saat uyuyorduk” dedi, ben de “ keskin bir kriz olduğunda patlar” dedim. Annenin tarihler konusundaki çok önemli belirsizliğine rağmen, bir yaşında ve 15 aylıkken olmak üzere egzamanın iki kez birdenbire yükseldiğini tespit ettik. Ben şöyle dedim :”her seferinde anlaşılabilir bir nedene dayalı”. Anne ona asla kızmadığını, çünkü hasta olduğunu ve “her zaman ona boyun eğdiğini söyledi, ancak baba daha katıydı ve Olivier üç haftadır ilk defa onun kendisine kızmasına neden olmuştu. Bu esnada Olivier oyuncak bebeği aldı ve babasına verdi, sonra ikinci bir bebek buldu ve baba her iki koluna tutuşturulan bebekleri yanındaki koltuğa oldukça çabuk bir şekilde yerleştirdi. Anne ikinci bir çocuk düşüncesinden bahsetti, “onun daha iyi olacağını bekliyorduk” dedi. O zaman Olivier bebekleri yatırdı, “uyku” dedi, ben “şiştt” dedim, o bunu tekrar etti ve güldük. “Harika bir çocuk” dedim ve sorunlarının, gelişimi üzerinde hiçbir olumsuz etki yaratmadığının altını çizdim. Sonra anneye “isteğiniz nedir” diye sordum; “ona karşı tutumumuz hakkında öneriler. Onunla egzama hakkında konuşmamız gerekir mi, gerekmez mi?” diye yanıt verdi. Olivier bebekleri yeniden eline aldı ve “iki bebek” dedi. Onlara birlikte bir psikoterapi önerisinde bulundum ve bunun yararını açıkladım. Bu sırada Olivier ile önce bebeklerle sonra da birdenbire ortaya çıkarttığı timsahla oyuna devam ediyordum.

Anne çekincelerini ifade etti: oğlunun önünde kendisi hakkında konuşmaktan korkuyordu, “onun için korkuyorum” dedi. Bana yaptıkları başvuruyu onaylamayan anneanneden bahsetti. Baba şöyle dedi: “annen karşıydı çünkü egzamanın yayılmasından korkuyordu”. Anne, “egzama alerjik” dedi ve “her halükarda, bir gün bundan geçmem lazım” diyerek psikoterapi hakkındaki düşüncesini ifade etti. Ben “iki seçenek var, ya birlikte bir psikoterapi veya sizin için bir psikoterapi, karar sizin” diyerek babaya kendi tarafındaki durumu sordum. Anneyle baba, babanın ailesinin halen oturduğu aynı bölgeden geliyorlardı. Annenin babasının toprağa verildiği gün, Olivier babanın ailesine emanet edilmişti. Anne, “orada bir sabah geçirdi, doğaya bırakıldı” dedi, baba ise buna itiraz etti. Anne, “onları hiç görmedi ve bütün sabah bağırdı” diye devam etti ve onları genelde de çok az gördüğünü söyledi. Olivier’nin doğduğu senenin yazında, anne 3 hafta kayınpederinin evinde kalmıştı, baba yoktu ve kötü geçmişti. Her zaman çocukların ön planda olduğu annenin ailesinin tersine, babanın ailesinde çocuklar yetişkinlerden sonra geliyordu, anne de buna dayanamıyordu. Baba bu çatışmayı önemsemeyerek, çok bağlı olduğu erkek kardeşinden bahsetti, her hafta iki veya üç kere telefonla görüşüyorlardı, annesi ve babası onun bölgeyi terk edip Paris’e çalışmaya gelmiş olmasını kabullenemiyorlardı. Olivier çok hoş bir şarkı mırıldanmaya başladı, artık gitmeyi istemiyordu, onun küçük arabalarını aradık, anne hiç durmadan konuştu ve hiçbir şeyi dinlemedi. Düşünüp bana bir yanıt verecekti. “Sizi tebrik ediyorum, harika bir çocuk” dedim ve nihayet vedalaştık. Görüşme bir buçuk saatten uzun sürmüştü.

Tartışma

Burada geniş bir özetiyle verilmiş bu görüşme, bu bebeğin bedensel dışavurumunun bu üçlünün genel psikosomatik yapısında nasıl bir yer tuttuğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sonuçta, bebek açısından bakıldığında, bedensel belirtilerin yoğunluğuna rağmen – egzama ve buna ek olarak yaşamın başlangıcından itibaren devam eden uyku bozukluğu- ruhsal gelişimin çok iyi kalitede olduğu fark edilmektedir. Benim görüşüme göre, görüşmenin başında, odada bulunan ineğe atılmadan önce bir duraksama zamanının olması ve sonradan timsah karşısında yaşanılan korkuyu defalarca tekrar ederek denetim altına almaya çalışması fobik düzenlemelerin varlığını doğrulamaktadır. Dil, bu çok elverişli bağlamda yerine oturmaktadır. Olivier benimle sürekli ve istikrarlı bir ilişki kurmanın yanı sıra aynı zamanda babasıyla oyun faaliyetini de devam ettirmiştir. Annesinin sözel yağmurundan olumsuz etkilenmemiş, onunla zaman zaman kısa süreli, okşanmayı isteme gibi, temaslar kurmuştur. Davranışları, onun önünde söylenenlerle uyumlu bir sıra izlemiştir, o iki bebekle oyunu buna kanıt teşkil etmekte ve meydana gelen ruhsal olaylar arasındaki geçirgenliği ortaya koymaktadır. Egzaması çok belirgin ama kuru kalmıştır, bu da anne ve babasının da fark ettiği gibi hastalığın üç haftadır hafiflediğini göstermektedir.

Anneyi ele alırsak, Olivier üç haftalıkken travmatik bir biçimde ansızın gelen babasının ölümü ile ilgili yeterince işlenmemiş yasa bağlı çok canlı bir acı söz konusudur. Bu yası ruhsal olarak işleme kapasitesi şimdiki durumda azalmış gibi görünmektedir; sanki her şey olduğu gibi kalmış, bir anlamda donmuş ve Olivier’nin bu çok gürültülü bedensel dışavurumu annenin ruhsal alanını tamamen kaplamıştır. Annenin kapıdan çıkarken, Olivier’nin daha iyiye gittiği bu üç haftadan beri kendisini daha çökmüş hissettiğini bana söylemesi, annenin engellenmiş gizil depresyonuna bir karşı-yatırım olarak bebeğinin semptomlarının oynadığı belirleyici rolü ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, kendisine bebeğinin egzamasının 1 yaşında ve 15 aylıkken çok anlaşılır artışının özelliklerinden bahsettiğimde, bunun hakkında hiçbir şey bilmek istemediğini bir çok kez göstermiştir. Babada da fazla bir etki uyandırmamış olmam dikkat çekicidir. Her iki ebeveynde de savunmaya yönelik düzenlemelerin işlemsel olduğu görülmektedir. Çatışmaların ruhsal olarak işlenmesine tahammül edememe babada anneden daha fazla kendini göstermektedir. Baba, kendi anne ve babasının eşi tarafından yoğun bir şekilde reddedilişini önemsememekte ve eşi ve onun ailesi tarafından kendi –deyim yerindeyse- ele geçirilişine tahammül eder gibi gözükmektedir. Bununla birlikte Olivier ile kurduğu ilişkinin niteliği beni şaşırtmış ve ona yetkin bir baba olduğunu söylememe imkan tanımışır.
Bu görüşmenin sonunda ortaya çıkan annenin psikoterapi görmeye yönelik çekincesini ve babanın buna daha olumlu bakışını göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Annenin birlikte bir psikoterapiyi reddetme eğilimi, kendisinden bahsetmekten vazgeçememesine, dolayısıyla da babasının ölümünden Olivier önünde bahsetmesinin onun egzamasının yeniden nüksetmesine neden olacağı düşüncesine dayanıyordu. Olivier’nin önünde egzamadan bahsetmenin bile hastalığı şiddetlendireceğini söylüyordu. Psikoterapi, bir bakıma, benimle görüşmelerine karşı çıkan anneanne tarafından da engellenmişti. Bugün, bu çocuğun sorunlarının temelde tepkisel olduğuna inanmama rağmen, hastalığın ruhsal planda anlaşılması, tüm bu nedenlerden dolayı, o zaman yeterli derecede mümkün olmadı.

Olgunun devamı

Müdahalesizlik konusundaki ilkeme sadık kaldım: yazmam, haber sormam ve kimseyi seansa çağırmam, bekleme odasında yerinden kalkanlar dışında. Bu ilke doğrultusunda, bu üçlünün tekrar kendini göstermesini bekledim. 
İlk görüşmeyi takiben iki seneye yakın bir zaman içinde ikinci bir görüşme oldu.

İkinci görüşme

Olivier ve ebeveynleri bir saate yakın bir süre geciktiler, 11 aylık küçük erkek kardeş kusmuş ve onu anneanneye bırakmak gerekmişti.

Seansın başında inhibe (ketlenmiş) gibi gözüken Olivier, babasına ayrılan koltuğa oturarak 3,5 yaşında olduğunu söyledi. Büyümüştü, 20 aylıkken olduğundan çok daha az neşeli görünüyordu, yüzü değil ama elleri ve bileklerini egzama kaplamıştı. Anne canlılıkla hemen konuşmaya başladı: beni ne zaman görmeye geldiğini hatırlamıyordu, Olivier’nin egzaması hala vardı, kollarda ve bacaklarda, bazen de yüzde görülüyordu, kendini çok fazla kaşıyor ve geceleri sık sık uyanıyordu, kalkıyor ve anne ve babasının yanına geliyordu, geçen gece bu üç kez olmuştu. Baba bunların konuşulduğu esnada geldi -arabayı park etmeye gitmişti- ve çok geçmeden Olivier onun kucağına oturdu. “Babanla hala çok iyi bir ilişkin var” dedim, bunun üzerine Olivier benim daha yakınımda olan bir koltuğa oynamak için yerleşti; istikrarlı ve dikkatli gözüküyor, kendisini çok düzgün bir dille ifade ediyordu. Baba, daha önceden olduğu gibi oğlunun oyununa katıldı ancak bu defa daha yönlendiriciydi ve Olivier bir çok kez ona karşı çıktı; işin içinden tek başına çıkmak istiyordu, özellikle başaramadığı kukla bebekler konusunda, ancak babası ve annesi ona durmadan önerilerde bulunuyordu. Anne kabullendi “Evet, müdahale etme eğilimim var” ve bununla bağlantılı olarak Olivier’nin on beş gündür gittiği okuldaki öğretmenle bir çatışma içine girme noktasına geldiğini belirtti. Olivier en küçüklerin gittiği sınıfın en büyüğüydü ve ona göre yeterince uyarılmıyordu. Bununla birlikte, hala her sabah annesinden ayrılırken ağlıyordu.

Bu görüşme birtakım öğeleri meydana çıkardı: Öncelikle, Olivier’nin egzaması benimle görüşmelerinin ardından kaybolmuştu ve aylarca ortaya çıkmamıştı. İlk karşılaşmamızdan sonraki ayda, annenin ikinci hamileliği ortaya çıkmış ve psikoterapi düşüncesinden vazgeçmişlerdi. Anne şöyle dedi: “psikoterapi ondan çok benim içindi” ve yine neredeyse hiç değişmemiş şekliyle tekrarladı “ona iyilikten çok zarar getireceğinden korkuyordum”. Egzamanın yeniden ortaya çıkması hamileliğinin sonuna ve küçük kardeşin doğumuna denk geliyordu ve anne bunun nedenini anlamadığını söyledi. Ona göre Olivier’nin uyku sorunları geniş ölçüde derisinin durumuna bağlıydı: “eğer egzaması yoksa uyuyor”. Ancak bana verdiği örneklerden bunun sadece kısmen doğru olduğu ortaya çıkıyordu. Mayıs ayındaki kısa tatili anne ve babasıyla geçiren Olivier, 12 saat aralıksız olarak uyumuştu. Bunun yanı sıra, anne ve babanın Olivier’nin uyku sorunları ile ilgili yaklaşımlarındaki anlaşmazlık açıkça ortadaydı. Baba “geldiği zaman onu doğruca yatağına gönderiyorum” diyerek bu konudaki tavrını ortaya koyarken, anne Olivier’nin gece birinin varlığına ihtiyaç duyduğunu belirtiyordu: “Birine ihtiyacı olduğunda onu bırakmayı düşünemiyorum”; sonra, “onu çok fazla koruyorsun, çok sahiplenicisin” diyen babaya anne şöyle karşı çıktı: çok fazla sahiplenici değil, ama belki çok fazla anaçtı. Anneye, onun Olivier’nin gece tek başına kendi kendini idare edebileceğine inanmadığı sürece, oğlunun onun yanına gelmek zorunda kalacağını göstermeye çalıştım ama gerçekte dinlemiyordu ve durmadan konuşuyordu.

Görüşmenin sonunda, Olivier’nin gerçek fobiler sergilediği ortaya çıktı, motorlardan korkuyordu: köydeki traktörden, çimen biçme makinesinden, küçük sebze değirmeninden, sokaktaki kamyondan hatta arabalardan. Ayrıca pısırıktı, kavgalarda diğerlerinin kendisini itip kakmasına izin veriyordu. Özellikle kendisinden daha büyük kuzenleri için bu geçerliydi, onlara karşı kendini tek savunma yolu yardımına gelinmesi için bağırmaktı. Bu tanımlama esnasında, Olivier timsahı yeniden buldu ve timsahla babasına saldırırmış gibi yaptı.

Onlara yeniden birlikte bir psikoterapi önerdim. Bayan R. şimdi daha az çöküntüde olduğunu ifade etti: “zamanla bununla yaşamayı öğreniyorsun ama hala babamın vefatını kabullenmedim”. Psikoterapi önerisini kabul edip etmediğini sordum, “evet çünkü şimdiye kadar hiçbir şey işe yaramadı” dedi. Sonra benden birtakım önerilerde bulunmamı istedi: Olivier gece ağlarsa onu yalnız bırakmalı mıydı? Ona daha önce söylediğimi tekrarladım: “Öneriler hiçbir işe yaramaz, size yardım edecek olan psikoterapidir”.

Olivier ile bir oyun etkileşiminden sonra, ona şöyle dedim: “annenin uyumasına olanak tanıyacak kadar büyüksün”, baba da çok geçmeden tekrarladı “yeterince büyüksün”. Sonra ekledim: “herkes kendi hissettiğini yapar”. Anne gitme konusunda tereddütlü gözüktü, Olivier de öyle: inekleri çiftliğe soktu ve “inekler ahırın içinde kalıyorlar” dedi. Ben “hoşça kalın inekler” dedim ve birbirimizden ayrıldık.

Tartışma

İlkinden 22 ay sonra gerçekleşen bu görüşme, göreceli olarak değişikliğe uğramamış bir semptom tablosunu ortaya koymaktadır. Egzama halen mevcut olmakla birlikte, şaşırtıcı bir şekilde sadece kollarla ve bacaklarla sınırlıdır. Uyku sorunları halen devam etmektedir: görüşmeden önceki gece üç kez uyanma söz konusudur. Bununla birlikte, Olivier’nin çok olgunlaştığı görülmektedir: dili çok gelişmiş, oyunları yapılanmış ve istikrarlıdır. Regresif öğelere de rastlanmaktadır: ara sıra ortaya çıkan peltek konuşma, gece uyanmaları, kendini kaşıma, anneden ayrılırken ağlama.

Kaygıya karşı savunmaya yönelik zihinsel düzenlemeler temel olarak motor fobisiyle ve davranışsal karakter düzenlemeleri ile ortaya çıkmaktadır: pısırık olması ve kavgadan korkması. Onu görür görmez, 20 aylıkken olduğundan çok daha az neşeli bulmuştum.

Her ne kadar anne net bir şekilde daha az çöküntüdeyse de, bir bakıma anne ve baba da hiç değişmemişlerdi. Anne, Winnicott bağlamında değerlendirildiğinde, ikinci hamileliliği ve ikinci oğluyla bir iyileşme çözümü bulmuştu; Olivier’de olduğu gibi bu kez de tercihinin bir kız olduğunu tekrarlasa da bu durumundan yine de hoşnuttu. Bir görüşmeden diğerine uzanan ruhsal örgütlenmenin bu sürekliliği çarpıcıydı: çok canlı olduğu için sempatik görünen bu anne, hiç durmadan konuşuyor, ısrarla önerilerde bulunmamı istiyor ancak kendisine söyleneni hiç dinlemiyordu. Babanın daha yönlendirici olduğu görülmekteydi, bu da oğlunun karşı çıkışları ile sonuçlanıyordu. Babanın açıkça ortada olan kaygı yokluğu anne tarafından vurgulanmaktadır. Anne ise özellikle gece ortaya çıkan yeterince işlenmemiş kaygıları ile yüzleşmek için kendini birdenbire yalnız bulmuştur. Bu bağlamda, Olivier’nin bedensel dışavurumu bu üçlünün psikosomatik yapısı ile çok açık bir şekilde bütünleşmektedir: Başlangıcından itibaren annenin bir şekilde içini doldurduğu ruhsal işleyişinin yazgısını takip etmiştir. Çok yerleşmiş olsa bile, tepkisel bir semptom dememin nedeni budur. Bu sonuçta saptanabilir zihinsel düzenlemeler ile donanmış iyi bir ruhsal gelişime engel olmamıştır ve alerjik bir nesneyle ilişki belirtisi yoktur. Bu küçük çocuğun ruhsal gelişimi, René Diatkine’in terimi ile, normal-nevrotik bir örgütlenmeye doğru gidecek gibi görünmektedir.

Olivier’nin yaşına rağmen anne-çocuğu birlikte psikoterapiye almak, seçime bağlı bir gereklilik olarak kaldı: olası bir psikoterapide, ruhsal düzenlemeleri güçlendirerek, kaygıya, depresyona ve çatışmalara karşı tahammülü arttırmak söz konusu olacaktı. Bu küçük çocuğun psikosomatik yapısı anneninkinden kopabildikçe, bedensel hassasiyetinin azaldığı görülecekti. Psikoterapi, anne için de seçime bağlı bir gereklilikti: zayıf “psikolojik anlama yetisi” oğlunun gelişme kaydetmesiyle birlikte tekrar canlanacak, kendi kaygı, depresyon ve çatışmalarına karşı toleransı değişikliğe uğrayacak ve böylelikle yası işleyebilme yetisine yeni bir yol açılacaktı. Babasının ölümü ile yaşadığı yoğun travma, annenin uyarı-kalkanı sisteminde kalıcı bir şekilde taşkınlık yaratmış ve bu da Olivier’de iki bedensel semptom oluşmasına yol açmıştı: egzama ve uyku bozukluğu. Geceleri yatağında uyuyan ve her bebekte rastlanabileceği gibi yalnızca dirsek ve diz kıvrımlarında egzama izleri olan ikinci oğlu ise bu taşkınlıktan daha az etkilenmişti.

Sonuç

Olivier olgusu ve ebeveynleri örneğinde, bu çocuğun egzamasının bir zenginlik veyahut da bir sağlık işareti olarak ortaya çıktığı hipotezi savunulabilir mi?

Böyle bir önermeye karşın, kaşınma tutumlarının ve uyku sorunlarının yıkıcı bir kısır döngü halinde geliştiği, acı veren ve yaşamı imkansız kılan yoğun kriz anlarını görmezlikten gelmiyorum. Zaten ruhsal gelişimi duraksamaya uğratacak bir takılma (fixation) riski işte bu kaşınma tutumunda ve bunun yol açtığı acı düzeyinde oluşabilir. Bu durumlarda, acı verici olarak hissedilen her şey yalnızca fiziksel acıya taşınarak ruhsal acıya geçit verilmez ve sonuç olarak ruhsal aygıtın oluşumunda tehlikeli bir kusur oluşmuş olur. Bununla birlikte, egzamanın ve uyku bozukluğunun esas olarak tepkisel olduğunu düşündüğüm Olivier olgusu buna denk düşmemektedir.

Açıklanması güç bir meseleyi, egzamanın yerleştiği yer meselesini gündeme getirerek bitirmek istiyorum. Sıradan yerleşimleri biliyoruz, bunlar kol ve bacak kıvrımlarında, kulakların altında, yüzde görülür. Genel atopik egzama tüm bedeni kaplayabilir. Ancak tamamen tekil olan bireysel yerleşimler mevcuttur: örneğin bir elin parmak kemiği veya 3,5 yaşında Olivier’de olduğu gibi, kol ve bacaklar.

Buna nasıl bir anlam vermeli acaba?